Bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere kente gelen Anahtar Parti Toplumsal Politikalar Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zeki İşcan ile Eğitim Politikaları Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Yalçın, düzenlenen kahvaltı programında basın mensuplarıyla bir araya gelerek hem Gümüşhane’nin göç sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu hem de Türkiye gündemine dair dikkat çeken açıklamalar yaptı.
Programa Anahtar Parti Gümüşhane İl Başkanı Muhammet Kaya, Trabzon İl Teşkilatı üyeleri, Gümüşhane teşkilatı mensupları ve çok sayıda basın mensubu katıldı.
Kaya: “Ülkemize ve Gümüşhane’ye Yeni Bir Soluk Olacağız”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Anahtar Parti Gümüşhane İl Başkanı Muhammet Kaya, partinin kuruluş amacı ve hedeflerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Şehrimizin sorunlarına dair konuşmak, onların çözüm yollarını dile getirmek adına buradayız. Yeni bir oluşum olarak Türkiye ve Gümüşhane’ye yönelik çözümleri konuşuyoruz. İtiraz edenlerin partisi olarak burada bulunuyoruz. Ülkemize yeni bir soluk, yeni bir umut olmak için bayrağımızı dalgalandırıyoruz. Bu noktada sizlerle bir arada olmaktan gurur duyuyoruz.”
“Yerel Güçler ile Ulusal İmkânlar Bir Araya Getirilmeli”
Toplantının soru-cevap bölümünde TÜİK’in son verilerine göre Gümüşhane’nin Türkiye’de en fazla göç veren il olmasıyla ilgili yöneltilen soruyu yanıtlayan Anahtar Parti Toplumsal Politikalar Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zeki İşcan, göçün önlenebilmesi için yerel dinamiklerin harekete geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Kalkınma politikalarının çoğu zaman büyük şehirler merkezli yürütüldüğünü ifade eden İşcan, küçük şehirlerin bu süreçte geri planda kaldığını belirterek şunları söyledi: “Kalkınma problemi özellikle küçük illerimizi çok daha fazla etkiliyor. Ulusal ölçekte ortaya konulan kalkınma projelerinde Gümüşhane, Erzurum ve benzeri şehirlerimiz maalesef zaman zaman yetim bırakılabiliyor. Ancak yerel güçler ile ulusal imkânlar bir araya getirildiğinde bu şehirlerin çok büyük bir atılım gerçekleştirebileceğine inanıyorum.”
“Üniversiteler Şehrin Kalkınmasında Daha Etkin Rol Üstlenmeli”
Göçün azaltılmasında üniversitelere önemli görevler düştüğünü belirten İşcan, yükseköğretim kurumlarının yerel ekonomi ve iş gücüyle daha fazla bütünleşmesi gerektiğini ifade etti. OECD raporlarında da üniversitelerin yerel iş gücüyle yeterince bütünleşemediğine dikkat çekildiğini belirten İşcan, şöyle konuştu: “Üniversitelerimizin en önemli eksikliklerinden biri yerel iş gücüyle yeterince birleşememiş olmasıdır. Üniversite planlamalarının yerel dinamiklerle birlikte yapılması gerekiyor. Üniversiteler sadece eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda şehirlerin kalkınmasına yön veren yapılar olmalıdır.” Gümüşhane’de öğrenciler ile şehir arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden İşcan, üniversitelerin yerel halkla bağlarını kuvvetlendirecek bilimsel ve sosyal çalışmalar yürütmesinin önemine işaret etti.
“Gümüşhane Doğa Turizminin Merkezi Olabilir”
Gümüşhane’nin önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu belirten İşcan, özellikle doğa turizmi alanında şehrin büyük fırsatlar barındırdığını söyledi: “Bugün Gümüşhane doğa turizminin merkezlerinden biri hâline gelebilir. Erzurum nasıl kış turizminde önemli bir potansiyele sahipse, Gümüşhane’nin de doğa turizi açısından çok ciddi avantajları bulunuyor. Bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi gerekiyor.”
Şehirlerin gelişiminde yerel sahiplenmenin önemine de değinen İşcan, şu ifadeleri kullandı: “Erzurum için yıllardır ‘sahipsiz memleket’ denilir. Gümüşhane’den de benzer ifadelerin kullanıldığını görüyorum. Oysa bir şehrin sahibi o şehirde yaşayan insanlardır. Gümüşhane’nin sahibi Gümüşhaneliler, Erzurum’un sahibi Erzurumlulardır. Şehirlerin kalkınması için bu sahiplenme duygusunun daha güçlü bir şekilde ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.”
Yalçın’dan Göç Sorununa İlişkin Çözüm Önerileri: “Gençler Geleceklerini Göremiyor”
Anahtar Parti Eğitim Politikaları Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Yalçın da Gümüşhane’nin göç sorunu hakkında değerlendirmelerde bulunarak çözüm önerilerini sıraladı. Türkiye genelinde ciddi bir göç hareketi yaşandığını belirten Yalçın, sorunun temelinde ekonomik ve sosyal nedenlerin bulunduğunu ifade etti: “Türkiye’nin tamamında ciddi bir göç var. Bunun en önemli nedenlerinden biri istihdam sorunu. Gençler önlerini göremiyor. Kendilerine bağımsız bir yaşam kurabilecekleri iş imkânlarını bulamıyorlar. İş bulsalar bile mevcut ücretlerle evlenmeleri, yuva kurmaları ve hayatlarını sürdürebilmeleri oldukça zor. Bunun yanında sosyal ve kültürel imkânlar da önemli. Gençler daha fazla sosyal ve kültürel fırsatın bulunduğu şehirlerde yaşamak istiyor.”
Gümüşhane’nin geçmişte sahip olduğu birçok avantajı kaybetmeye başladığını belirten Yalçın, kırsal nüfustaki gerilemenin de önemli bir sorun olduğunu ifade etti. “Küçük şehirlerde yaşamanın tercih edilme nedenleri vardır; trafik olmaz, havası temizdir, yaşam maliyetleri daha düşüktür. Ancak bugün Gümüşhane bu avantajlarının önemli bir kısmını kaybetmiş durumda. Köylerde yaşam azaldı, kırsal nüfus geriledi. Bu durum sadece Gümüşhane’nin değil, Türkiye’nin genel problemidir.”
“Merası Var Ama Hayvancılığı Yok”
Prof. Dr. Yalçın, teşvik sistemlerinin bölgenin gerçek potansiyeline göre şekillendirilmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Sanayi teşvikleri elbette önemli ancak coğrafyanın sunduğu imkânları dikkate alan politikalar geliştirmek gerekiyor. Gümüşhane Türkiye’nin en fazla yaylaya ve en geniş mera alanlarına sahip şehirlerinden biri. Buna rağmen hayvancılığın istenilen seviyede olmaması önemli bir eksikliktir. Anahtar Parti olarak Türkiye’de hayvancılığın önündeki en büyük engellerden birinin mera hayvancılığının zayıflaması olduğunu düşünüyoruz. Küçük aile işletmelerinin ve mera hayvancılığının yeniden desteklenmesi gerekiyor.”
Sadece dışarıdan yatırımcı çekmeye odaklanan politikaların yeterli olmayacağını belirten Yalçın, “Yeni yatırımcıları teşvik etmek önemli ama asıl soru şu; burada yaşayan insanları nasıl burada tutacağız? İnsanların Gümüşhane’den kalmasını sağlayacak, onlara daha konforlu ve sürdürülebilir bir yaşam sunacak politikalar geliştirilmesi gerekiyor.” dedi.
“Birinci Öncelik Doğa Turizmi Olmalı”
Gümüşhane’nin geleceğine ilişkin önceliklerini de sıralayan Yalçın, şehrin en büyük potansiyelinin doğa turizmi olduğunu vurguladı: “Bugün dünya turizm anlayışı deniz turizminden doğa turizmine doğru evriliyor. Gümüşhane sahip olduğu doğal güzellikleri, yaylaları ve coğrafi yapısıyla bu dönüşümden fayda sağlayabilecek şehirlerin başında geliyor. Bu nedenle Gümüşhane’de birinci öncelik doğa turizmi olmalıdır. Bu alanın teşvik edilmesi, projelendirilmesi ve profesyonel şekilde yönetilmesi gerekiyor.”
Doğa turizminin ardından ikinci sıraya hayvancılığı koyduğunu ifade eden Yalçın, “Kırsal nüfusu yerinde tutabilmek, üretimi artırabilmek ve bölgesel kalkınmayı sağlayabilmek için mera hayvancılığı yeniden canlandırılmalıdır. Gümüşhane bu konuda Türkiye’nin en avantajlı şehirlerinden biridir.” dedi. Sanayi yatırımlarının ise güçlü bir lojistik altyapı gerektirdiğini belirten Yalçın, Gümüşhane’nin mevcut şartları dikkate alındığında turizm ve hayvancılık alanlarında daha hızlı sonuç alınabileceğini kaydetti.
“Yerel Basın Demokrasinin Nefes Aldığı En Önemli Alanlardan Biri”
Türkiye genelinde vatandaşlarla buluşmaya devam ettiklerini belirten Prof. Dr. Fatih Yalçın, partilerinin sahada güçlü bir karşılık bulduğunu ifade etti: “Anadolu’yu karış karış geziyoruz. Sesi duyulmayanların sesi olmaya çalışıyor, halkımızın ve milletimizin dertlerini kamuoyuna taşımaya gayret ediyoruz. Geldiğimiz noktada sahada çok güçlü bir karşılık bulduğumuzu mutlulukla ifade etmek isterim. Ülkede bir muhalefet boşluğu olduğunu düşünüyoruz. Milletin derdine derman olacak, onunla empati kurabilecek ve çözüm üretebilecek bir parti olmak için çalışıyoruz. İlk günden itibaren siyasetin dilini değiştirmeye, siyasete nezaket kazandırmaya gayret ediyoruz. Bizim amacımız bağcıyı dövmek değil, sorunlarla mücadele etmektir.”
Yerel basının önemine de dikkat çeken Yalçın, “Yerel basın olmasa sesimizi duyurmamız çok daha zor olurdu. Sadece bizim değil, farklı görüşlerin de kendilerini ifade edebilmesi açısından yerel basın çok kıymetli bir görev üstleniyor. Türkiye’de demokrasinin ayakta kalmasındaki en önemli sacayaklarından biri yerel basındır.” diye konuştu.
“Türkiye Büyük Bir Siyasi Kriz İçerisinde”
Toplantıda Türkiye gündemine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Toplumsal Politikalar Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki İşcan ise ekonomik sorunların temelinde siyasi kriz bulunduğunu savundu: “Türkiye’nin nüfusu 86 milyonu aşmış durumda. TÜİK verilerine göre bunun yaklaşık 18 milyonu açlık sınırında yoksulluk yaşamaktadır. Dünyada her 10 kişiye bir yoksul düşerken Türkiye’de her 10 kişiye iki yoksul düşerken. Sürekli yoksullaşan ve fakirleşen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Ancak yaşadığımız sorun sadece ekonomik değildir. Ekonomik krizler birkaç yıl içerisinde aşılabilir. Bugün yaşadığımız ekonomik krizin temelinde siyasi kriz yatmaktadır. Türkiye büyük bir siyasi kriz içerisindedir.”
“Siyaset Kurumu Kan Kaybediyor”
Siyasetin toplumun sorunlarına çözüm üretmekten uzaklaştığını belirten İşcan, “Siyaset bizim sivil alanımızı temsil eder. Siyasetçiler milletin dertlerini dinlemek, onlarla hemhal olmak ve çözüm üretmek zorundadır. Ancak günümüzde siyaset adeta kendi içerisine kapanmış bir sektör hâline gelmiştir. Böyle bir anlayışta devlet de kan kaybetmektedir. Kurumsallaşma değer yitirmekte, devlet şahıslaşırken şahıs devletleşmektedir. Türkiye’nin en önemli problemlerinden biri kurumsallaşma kültürünün kaybedilmesidir.” dedi.
“Bir Ülkeyi Ayağa Kaldıran Hukukun Üstünlüğüdür”
Türkiye’nin hukuk alanında ciddi bir gerileme yaşadığını ifade eden ve aynı zamanda ilahiyatçı kimliğiyle de bilinen Prof. Dr. İşcan, hukukun üstünlüğünün ekonomik kalkınmanın da temel şartı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Türkiye, hukukun üstünlüğü alanında büyük bir çöküş yaşamaktadır. Oysa bir ülkeyi ayağa kaldıran en önemli unsur hukuktur. Hukukun olmadığı yerde ekonominin canlanması da mümkün değildir. Hatta bir ilahiyatçı olarak söyleyebilirim ki hukukun olmadığı yer Allah’sız bir yerdir. Çünkü Allah kendisini hakta ve hukukta gerçekleştirir. Adalet düzeni toplumsal bütünlüğün ve eşitliğin teminatıdır. Eğer adaleti kaybederseniz sadece devlet olarak değil, toplum olarak da çöküş sürecine girersiniz.”
“Türk’ün Şiarı Adalettir”
Osmanlı döneminden örnek veren İşcan, Topkapı Sarayı’ndaki Adalet Kulesi’nin sembolik anlamına dikkat çekti: “İstanbul’da Galata Kulesi, Kız Kulesi ve Beyazıt Kulesi kadar bilinmeyen ama çok önemli bir kule daha vardır; Adalet Kulesi. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan bu kule, Osmanlı’ya her zaman adaletli olması gerektiğini hatırlatmak için inşa edilmiştir. Türk milletinin şiarı adalettir. Bugün bize düşen görev, o kuleye bakma cesaretini göstermektir. Hukukun üstünlüğüne dayalı, adaleti sonuna kadar temsil eden yeni bir Türkiye mümkündür.”
“Mazlumların Yanında Durmaya Söz Veriyoruz”
Partilerinin toplumun farklı kesimlerinden destek gördüğünü belirten İşcan, Anahtar Parti’nin temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi: “Anahtar Parti olarak adaletten ve hukuktan umudunu kesmiş, muhafazakâr ama mevcut iktidardan memnun olmayan, milliyetçi ama milliyetçiliğin hamaset hâline getirilmesinden rahatsız olan, cumhuriyetçi ancak cumhuriyetinin temel değerlerine yeterince sahip çıkılmadığını düşünen kesimlerden destek görüyoruz. Biz muktedirlerin değil mazlumların yanında durmaya söz veriyoruz. Yolda kalmışların, dert çekenlerin ve mağdur edilenlerin yanında olmaya söz veriyoruz.”
“Artık Suları Tersine Akıtamazsınız”
Toplantının son bölümünde kendisine yöneltilen Türkiye’de siyasete olan güven kaybı ve demokrasiye ilişkin soruyu yanıtlayan İşcan, Türkiye’nin demokrasi ve cumhuriyet birikiminin güçlü olduğuna vurgu yaparak konuşmasını tamamladı: “Türkiye’nin toplumsal kültürünün buna müsaade etmeyeceği kanaatindeyim. Böyle bir heves olabilir ancak Türk toplumunun demokrasi kültürü çok güçlüdür. Biz yaklaşık 200 yıllık bir demokrasi ve cumhuriyet tecrübesine sahip bir milletiz. Türk milleti uzun yıllar düşünmüş, tartışmış ve sonunda cumhuriyete ve demokrasiye karar vermmiştir. Artık suları tersine akıtamazsınız. Demokrasi ve cumhuriyetin yolundan dönmek asla mümkün değildir. Yaşadığımız süreç bir fetret dönemidir ancak fetret dönemleri geçicidir. Türkiye’nin demokrasi geleneğinin ve cumhuriyet kültürünün güçlü olduğuna inanıyorum. Hiçbir siyasi yönelişin bu kültürü ortadan kaldırabileceğini düşünmüyorum.”
Haber: Ebuzer YAPAR
